|
|
Kitaplar ve Yayınlar |
|
|
|
YUVANIN RAHATLIĞI
BİRİNCİ
BÖLÜM Lütfen anlatacağım şeyleri tüm dikkatinizle dinleyin. Konuyu sizlere bilimsel bir şekilde, genel anlamda ve bütün din anlayışlarından bağımsız olarak anlatmaya çalışacağım. Herşeyden
önce yaşamın üç boyutu olduğunu anlamamız gerekir: maddesel zevk
alma boyutu, vazgeçme boyutu ve adanma boyutu. Zevk alma boyutu hemen
hepimizin şu anda içinde olduğumuz ortamdır. Dünyasal zevk demek;
kullanma, sömürme demektir. Bu boyutta hiçbir şey sömürü olmadan
var olamaz: ahastani sahastanam apadani catuspadam laghuni tatra mahatam jivo jivasya jivanam "Elleri olanlar, elleri olmayanlarla beslenirler. Dört ayaklılar otla, bitkilerle v.b., ile beslenirler ve büyük olan küçük olanla beslenir." Herşey yaşamla doludur: bitkiler, ot ve ağaçlar da can taşır, ancak hiçbiri bu mekândaki varlığını sömürü olmadan sürdüremez. Burası sömürü ortamıdır. Newton'un üçüncü yasasına göre her eylemin karşısında, eşit ve zıt bir karşı eylem yer alır. Kişi çevresini kullandığı zaman borca girmiş olur; bu borcu ödemek için de aşağıya inmesi gerekir. Böylece bu sömürü boyutunda bir sürü jiva (ruh) etki ve tepkiye bağlı olarak bir aşağı, bir yukarı gider gelirler. Toplum en son noktaya kadar sömürme çabası içindedir; her yerde başkaları pahasına yaşamı sürdürme çabası hakimdir. O olmadan yaşam sürmek olanaksızdır çünkü burası sömürü boyutudur. Budistler, Jain'ler, Sankara'nın müritleri ve daha pek çokları bu sömürü tuzağından kurtulmanın ve içinde sömürüye yer olmayan, etki ve tepki olmayan bir yaşam bulmanın çabası içindedirler. Etki ve tepkiden sakınmak için de bir tür vazgeçmişlik hâli bulmaya çalışırlar ve rüyasız uyku hâline benzer bir anlayışa, samadhiye ulaşırlar: yani nesnel dünyadan tamamen uzaklaşıp öznel boyutta kalma hâlini benimserler. Duyularının daha alt boyuta geçmesine izin vermeden sürekli olarak öznel konumda kalırlar, bu da bir tür rüyasız uyku hâli gibidir. Vaisnava'lar yani Tanrının
Yüce Şahsına hizmet edenler ise bir başka dünyanın, adanma dünyasının
var olduğu görüşündedirler. Kendini adama, sömürünün tam
tersidir. Maddesel boyutta her unsur çevreyi kendi çıkarı için
kullanmak ister; oysa kendini adama boyutunda, her birim çevreye hizmet
etmek ister; o boyuttaki yaşamın anahtarı yalnız çevreye hizmet değil
Merkez'e hizmettir. Bizler organik bir bütün içerisinde yaşamaktayız,
bu nedenle, her bir nokta organik merkeze sadık kalmak zorundadır. Srimad
Bhagavatam'da ağacın köküne hizmet etme benzetmesi bunu açıklar: yatha taror mula-nisecanena trpyanti tat-skandha-bhujopasakhah pranopaharac ca yathendriyanam tathaiva sarvarhanam acyutejya Vedik
yazında şu ifadeye de
rastlarız, "Onu bilince, herşeyin bilindiği şeyi bulmaya çalışın." yasmin jnate sarvvamidam vijnatam bhavati yasmin prapte sarvvamidam praptam bhavati tad vijijnasasva tadeva brahma Bir
merkezî nokta vardır. Onu bilince herşey bilinir, ona ulaşılınca
herşeye ulaşılır. Kısacası bu Vedik
öğüt o merkezi bulmaya çalışmak içindir. O halde, o
Merkezi bulmaya çalışın. Başlangıçta bazıları bunun gülünç
bir iddia olduğunu düşünebilir. “Birini bilerek her şey bilinir,
birini elde ederek her şey elde edilir – bu da ne demek? Böyle bir
şeyi ancak bir deli söyleyebilir!” Bu nedenle Srimad Bhagavatam’da
bir benzetme yapılmıştır: bir
Gerçek dünya her bir unsurun kendisini Merkez adı altındaki bütüne
adadığı yerdir. Nasıl sağlıklı bir bedende her bir atom tüm
bedenin yararı için çalışırsa öyle. Eğer bir atom kendisi için
çalışırsa, işe aşırı sömürme girer ve böyle belirli bir yerin
çıkarı için yapılan kişisel işler kesinlikle kötülükle biter.
Bedenin her parçasının, her bir atomun, tüm sistemin iyiliği için
çalışması gerekir. Bir Merkez gerçekten de vardır ve her bir atom
onun rehberliğinde çalışacaktır. Merkezin durumu nedir? Bhagavad
Gita'da şöyle denmektedir; sarvva-dharmman parityajya, mam ekam saranam vraja (Bg.
18.66) Krişna Kendi durumunu açıklıyor: "Tüm dharmmaları (görevleri) bırak ve sadece Bana teslim ol." Şimdi bu anlayışı başka bir açıdan ortaya koymak istiyorum. Hegel iyi bir Alman felsefeciydi. Felsefesi mükemmeliyetçilikti. Düşüncesine göre Mutlak Gerçek; herşeyin İlk Nedeni, iki niteliğe sahip olmalıdır. Nedir bunlar? O, Kendi başına ve Kendisi için olmalıdır. Lütfen dikkat etmeye çalışın. Kendi başına demek, O kendi varoluşunun nedenidir demektir - Onu başka birşey yaratmadı. Eğer Onu başka birşey yaratmış olsaydı, o yaratıcının önemi öncelikli olurdu. Bu nedenle, Mutlak olmak için Onun anadi olması yani ebedî olarak var olması ve başka birşey tarafından yaratılmamış olması gerekir. Mutlak bu özelliğe sahip olmalıdır. İkinci
nitelik şudur; Mutlak Gerçek, Kendisi içindir. Kendisini tatmin için
vardır, başkasını tatmin etmek için değil. Eğer Onun varoluşu başka
bir varlığı tatmin etmek için
olsaydı, o zaman ikincil konuma düşerdi ve Onun, tatmin etmek için
yaşadığı o varlıklar birinci plana geçerlerdi. Bu nedenle Mutlak şu iki niteliğe sahip olmalıdır: O Kendi nedenidir ve yalnız Kendisini doyuma ulaştırmak için, Kendi amacını gerçekleştirmek için vardır. Mutlak Kendi başınadır ve Kendisi içindir. Eğer bir tek ot kıpırdıyorsa Mutlak'ın amacını gerçekleştirmek için kıpırdar. Herşey, her olay ve gerçekleşen herşey Onu tatmin etmek için olmalıdır. Öyleyse gerçek akış Onun lila'ları, Onun oyunları olmalıdır. Oysa bizler farklı çıkarlar tarafından, aile ya da ülke ile ilgili, sosyal ya da insanlıkla ilgili çıkarlar tarafından yönlendiriliriz. Ama sonsuzluk göz önüne alınırsa, tüm bunlar çok küçük bir bölümdür ve bizler buna benzer farklı çıkarlara göre hareket ederiz. Bu sayısız farklı çıkarlar arasında çatışmalar oraya çıkar, bu da sorun yaratır. Oysa bizlerin, şu sözüm ona özel çıkarlarımızı bırakmamız gerekir, yanlış algılamaktan kurtulmalıyız ve bütün için hareket eden bir birimin sahip olduğu işleve ulaşmaya çalışmalıyız. Bhagavad-gita'nın sonunda
Krişna şöyle der "Sarva-dharmman
parityajya - şu anda yerine getirmek zorunda olduğunu düşündüğün
tüm görevlerini bırak ve – mam
ekam saranam vraja - Benim ayaklarıma teslim ol." aham tvam
sarvva-papebhyo moksayiayami
ma sucah "Seni, idrakinin ötesinde tüm dertlerinden kurtarırım." Başka bir deyişle, Merkeze sadık kalmayı aklından çıkarmamalısın. Şu anda her görevin belli çıkarlar ve ilgiler içindir, ancak ilgini belli alanlarla özdeşleştirmekten vazgeç ve tamamen organik bütünün çıkarıyla bütünleş. Görürüz ki, bir polis memuru kendi çıkarı için sadece üç rupi bile alsa cezalandırılır. Oysa ülkenin çıkarı için bir sürü kişiyi öldürse ödüllendirilir. Aynı şekilde, bütünün doyumu için yapılan herşey iyidir, ancak kendi çıkarınız için, ya da yakın dostunuz için birşey yapıyor-sanız ceza görmek zorundasınız. Bir işyerinde kendi kişisel amacımız için rüşvet almaya hakkımız yoktur, aynı şekilde greve gitme, iş gücünü durdurma hakkımız da yoktur, çünkü o zaman işyeri darbe yer.
Ne sömürme ne de vazgeçme (el çekme), bir işe yaramaz. Sömürme,
kötüdür; greve gitme hakkımız olmadığı için vazgeçme
de kötüdür. Organik bir bütünde ortak çıkar, herkesin kendisini
Merkeze adamasıyla elde edilir. Merkeze demek, bütüne demektir. Midemize
yiyecek
doldurunca, mide doğru bir şekilde, gereksinime göre her köşeye
besin gönderir. İşte bu tür yaşam Vaisnavizm'dir.
Bir organik bütün vardır ve bizler de Onun parçasıyız. Bütünle
bağlantılı olarak belli görevlerimiz vardır ve bu da bütüne
kendini tam anlamıyla adamaktır. Besini gözümüze, burumuza, kulağımıza
ya da başka bir yerimize değil, midemize göndeririz. Ancak o zaman
besin doğru bir şekilde dağılır ve tüm organizma sağlıklı olur.
Hepimiz tüm bu evrenin parçalarıyız ve görevimiz Bütün için çalışmaktır.
İşte bu aşktır, kendini adamadır, teslimiyettir. Peki bunu nasıl
bileceğiz? Kutsal metinlerden yardım alacağız, o mekândan gelen ve
uyumlu olmamızı sağlayacak olan pek çok aziz ve aracıdan yardım
alacağız. En üstün uyuma sahip din, Mahaprabhu Sri Çaitanyadev tarafından açıklandı. O, aşkı açıklarken Srimad Bhagavatam'ı, yani Kutsal Metinlerin özünü temel aldı. Böylece Mahaprabhu enerji ya da gücün en üstün şey olmadığını, bilginin bunların üzerinde olduğunu anlattı. Bilgi, gücü kontrol edebilir ve yararlı sonuçlar yaratabilir, ancak bilginin kendisi de alt düzeydedir: onun üzerinde aşk ve şefkat vardır, bu en üstün olandır. Bize bilgi değil, güç değil, sadece aşk yaşamsal mutluluk sağlar. Merhamet adaletten daha üstündür. Adalet yalnız yasalara, kurallara gerek duyulan yerde vardır. Ama Mutlak Yöneten'in, yani Mutlak İyinin mekânında kaygıya, korkuya yer yoktur. O Mutlak İyidir, Mutlak Sevgi ve Şefkattir, işte orası evimizdir! Tanrıya, Yuvamıza dönelim. Yuva ne demek? Yuva bizim iyiliğimizi isteyenlerin arasında olduğumuz yerdir. Biz eğer kendi yararımızı düşünmüyorsak aldırmıyorsak orada bize ilgi gösterecek olanlar o kadar çoktur ki - aslında tüm çevre bize sahip çıkacaktır - işte orası bizim yuvamızdır. Orası Mutlağın ülkesidir, Onun hizmetine, yani en üst mertebeye ulaşabiliriz ve orada var olan şefkat, sevgi, uyum ve güzelliği görebiliriz. Tüm bu nitelikler birbirlerine benzerler ve İlk Neden'in, İyi'nin yapısını oluştururlar, gitmemiz gereken yer işte orasıdır. İrademizi kötüye kullanarak yolumuzdan her nasılsa ayrıldık, ama şimdi bize sesleniyorlar, "Evine gel, Tanrıya dön, en üstün konuma, sevgi ülkesine gel." Genel olarak ve özetleyerek size sunduklarımın hepsi, Bhagavad-gita'da ve Srimad Bhagavatam'da yer alan Krişna kavramıdır, Sri Çaitanyadev tarafından aktarılan kavramdır. Sri Çaitanya Saraswat Math ve bütün Gaudiya Misyonu yalnız bunu anlatır. "Merkeze git, yaşamını tamamen Merkeze adamak üzere kullan, Merkez adaletin üzerindedir. Merhametlidir, şefkatlidir, sevgi doludur ve güzeldir." Bu, Vaisnava dininin, Srimad Bhagavad-gita'nın ve Srimad Bhagavatam'ın ardındaki genel anlamdır ve tüm din kavramlarının kısa bir tarihçesidir; sömürme, inziva ve adanma, yaşamın üç boyutudur; ve ruh adanma boyutunun bir üyesidir. Ruhların hepsi adanma birimleridir ancak sınırlı iradelerini yanlış kullanarak sömürü dünyasına girmişlerdir. Buddha, Jain, Paresanath ve diğerleri bu ortamdan çekilmek isteyenlere, sömürünün esaretinden - etki ve tepkiden - kurtulmak isteyenlere tam inziva önererek yardım etmişlerdir. Ruh inzivaya çekildikten sonra mutlu yaşayabilir demişlerdir. Yine de sömürü tuzağına tekrar düşme olasılığı vardır. Oysa, gerçekten özgür ruhların yaşadığı yerde var olanların hepsi adanmış birimlerdir. O mekânda aralarındaki uyumu sağlayan ve ayakta tutan nedir diye baktığımızda hepsinin bütün için çalışmakta olduklarını ve bütünün de Mutlak İyi tarafından temsil edildiğini görürüz. Bunların tümünü anlamamız gerekir, bunun için de insan olarak doğmuş olmak çok önemlidir. Sadhuların, azizlerin ve aracıların yardımı ile bu esaretten kurtulmak ve sevgi, kendini adama ve şefkat ülkesine girmek için elimizden geleni yapacağız. Bizler bazı kitaplar yayınladık, bu uygulamayı doğru, detaylı, varlık bilim açısından anlamamıza yardımcı olacak pek çok kadim yazıt da mevcuttur. |
|