Srila Bhakti Raksak Sridhar Dev-Goswami Maharaj, Sriman Mahaprabhu’nun sannyas alma konusundaki motivasyonunu açıklıyor.
“Mahaprabhu Krishna'dan başkası değildir. Biz ayak bileklerindeki zillerin çınlayışlarını duyunca, Krishna'nın gittiğini ve Nabadwip'in derin bir karanlık tarafından yutulduğunu duyumsarız. Dostum, ne yapıyorsun? Haydi gidelim ve Onu buraya geri getirmeye çalışalım. Nabadwip'in mücevheri uzaklara gidiyor.”
Bugünkü hissiyat budur. Sabah erkenden saat üçte Gauranga nehri yüzerek geçti ve Katwa'ya koştu. Hare Krishna.
Bu kış mevsimindeki soğuk havaya hiç
aldırış etmeden gitti. Bedeninde ve zihninde büyük yangın vardı. Bir
yandan viraha ile, Krishna'dan ayrı olmanın acısıyla yanıyordu, diğer
yandan ise, dünyaya Krishna hakkında vaaz verme görevi ile.
O görevin çağrısı Onu Nabadwip'ten ayrılmaya ve halkın karşısına çıkmaya ve
dünyanın dört bir yanında Krishna'nın aşkını dağıtmaya yöneltti.
Bu çağrılar—halka karşı görevi ve Krishna'ya olan sevgisi—Onun
içindeki yangını körükledi ve hiçbir şeye aldırış etmeden koştu.
Ayrılık, Krishna'dan ayrı olma, vipralambha, viraha, söz konusu
olduğunda diğer her şey tatsızdı. Sadece Krishna'nın çağrısı
vardı.
Hare Krishna.
Bir
ulusun varolması için ne çok çatışma çıkar. Bir ulusun çıkarı için pek
çok atom bombası, pek çok asker
kullanılmaya hazır bekler. Geçici zenginlik ne kadar önemsiz? Ne anlamı
var? Beş para etmez. Bir hiç. Ve ebedi servet, ebediyete kadar sürecek olan ebedi
iyi, onu elde etmek için
ne tür enerji toplamanız gerekir? Onda herkes için öylesine büyük
bir iyilik,
bütüne dağıtılacak olan öylesine üstün bir refah var ki:
insanlar kendi yuvalarına tekrar kavuşabilirler; yanlış yönlendirilmiş
insanlar güzel yuvalarına, tatlı yuvalarına
götürülebilirler. Onun aklına bu tür bir çağrı geldi: bütün bu başıboş
dolaşanlar yuvalarına ve koruyucularına götürülmeliydi. Onun
zihninde bu tür
bir görev uyandı: hepsini yuvalarına götürmek gerek.
Onlar ormandaki pek çok hayvan gibi neyin iyi neyin kötü olduğunu
bilmeden dolaşıp duruyorlar. Birbirlerini ısırmak için durmadan yarışıyorlar. Uygar olduklarını söylüyorlar. Orman hayvanları
birbirlerini ısırırlar ve ormandaki hemcinsleri pahasına yaşamaya
çalışırlar.
İnsanlar aynı programı daha etkin bir şekilde sürdürmekteler: bir ulus bir
başka ulusun yaşamı pahasına yaşamak ister. Nedir bu? Uygar bir orman.
Uygarlık nedir? Uygarlık anlamını kaybediyor. Uygar yumuşak huylu, nazik demektir. Bu nezaket mi? Onlar bireysel olarak yapıldığında utanç verici olan şeyi övünerek toplu hâlde yapıyorlar. Eğer orman adetleri ulus bazında gerçekleştirilebilse, geçerli mi sayılır? Eğer ulus adına yapılsa, her şey arınır mı? Bu bir aptalın sözlüğünde bulunur. Gaurahari Gaurahari Gaurahari.
Yarım gerçek yalandan çok daha tehlikelidir. Yarım yardım,
yanlış yönetilen yardım, hiç yardım etmemekten çok daha
tehlikelidir. Kişinin dikkatini yanlış şeye yönlendirir.
“Din adına ateizm vaaz etmek, sıradan, bilindik ateizmden çok daha tehlikelidir.”
Bizler uygarlık adına ormandaki hayvanlar için utanç verici olan şeyi yapıyoruz. Modern uygarlığın insanlara yardım ettiğini söylemek yarım gerçektir. Halka yiyecek, giyecek ve sözde eğitim veriliyor. Bu çok iyi bir şey mi? Hayır! İnsanları yuvaya (Tanrı'ya) götürmek yeterlidir. Gerçekten gerekli olan odur. Bir ifade vardır ‘yuvanın rahatlığı’. Yuva anne ile babanın bir çocuğun gerçek ihtiyacını bildikleri çok hoş bir yerdir. Bir çocuk kendi ihtiyaçlarını bilmeyebilir, ama yuvasında onun gerçek çıkarı bilinmektedir. Orada baba, anne ve sevgi dolu pek çok akraba, çocuk için en iyi olanı ondan daha iyi bilir. Yuva demek biz farkına bile varmadan bize rehberlik eden ve yardımcı olan atmosfer demektir. Tanrı'ya, yuvaya dönmek. Mahaprabhu hepimizi, sokaklarda başı boş dolaşanları toplayıp yuvaya getirme görevini üstlendi.
Soru: Maharaj, bazen vaaz verirken çok zorlanıyoruz
çünkü insanlar yuvaya dönmek istemiyorlar. Bir adanmış çaba göstermeye
nasıl devam etmeli?
Srila Sridhar Maharaj: Her ne pahasına olursa
olsun. Öyle ya da böyle. Bu rehberin kapasitesine bağlıdır.
İnsanlar ne şekilde olursa olsun yuvaya götürülmeliler. Çocuğu bilmese
bile, bir baba çocuğu için yuvadaki rahatlığın ne olduğunu bilir. Çocuk
çılgın olabilir; oraya buraya koşup durabilir; yuvaya
doğru koşmayabilir. Güçlük budur. Olayı karmaşık yapan budur. Aksi
hâlde çok
basit olurdu. O hâlde, her şeye rağmen, kişi üstesinden gelmelidir.
Bu rehberin sorumluluğundadır, ve rehberin kapasitesine göre, gerçek
sonuç
ortaya çıkar.
Bir rehber özel bir kapasiteye sahip olabilir, ayrıca Tanrı tarafından ilham da gönderilir. Bir Acharya'nın özel karakterini oluşturmak için bu ikisi bir araya gelir.
Rütbe puldan ibarettir,
Onu altın yapan insandır.
(Robert Burns: Is There for Honest Poverty-Dürüstler için Yoksulluk Olur mu?)
Pek çok insan yönetici, yargıç, ya da hakim olabilir. Rütbe, makam bir şeydir, insan ise başka
bir şey. Bir insanın içsel kapasitesi ve Tanrı'nın da yetkili kılması: bu
ikisi birleştiği zaman arzulanan sonuç ortaya çıkar. Bir vaizin kişisel
özellikleri ve Tanrı'nın yetki gücü birleşir. Bir vaize verilen gücün
miktarı onun özellikleriyle birleştiği zaman arzulanan sonuç ortaya
çıkar.
Gauraharibol Gauraharibol.